Bugun...


Erdem YÜCEL

facebook-paylas
Siyaseti sarsan olay; Saraya kim gitti?
Tarih: 27-11-2019 22:11:00 Güncelleme: 27-11-2019 22:11:00


ABD ilişkilerinin yanı sıra, Suriye’de neler olup bitiyor derken; ekonomi, geçim sıkıntısı, emeklilikte yaşa takılanlar, termik santralların filtreleri, kadınlar gününde dövülen kadınlardan söz edilirken, bir anda gündem değişti veya bazılarınca değiştirildi.

Sorunların hepsi bir kenara atıldı; günlerdir medyada televizyon programlarında, açık oturumlarda saraya giden CHP li tartışılıyor; bazıları eğer giden varsa siyaseti sarsan olay diyorlar.   

Gerçek gündem mi; yoksa yapay gündem mi tartışılıyor?

Oysa gerçek gündem; eşinin pazara gidelim sözüne karşılık cebinde 1.80 olan bir vatandaşın intiharı olmalıydı.

Herşey bir yana; duayen gazeteci Rahmi Turan’ın iddiası ortalığı karıştırdı. Başlangıçta isim vermeden CHP’linin önde gelen siyasetçilerinden birinin saraya giderek Cumhurbaşkanı ile görüştüğünü köşesinde yazdı. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere sarayın önde gelenleri bu olayı yalanladı. Böyle olunca da siyaset bir süre karıştı, gündeme gelen konular gözardı edildi.

Yeri gelmişken bir noktaya değinmek isterim; İleri demokrasilerde yeri geldiğinde siyasetçilerin diğer partilerdekilerle konuşmalarında bir sakınca olmamalıdır.  Her koşulda bilgi alışverişi yapılmalı ama bunlar kendi partisine zarar vermemelidir. Basın da tam olarak doğrulanmayan haber üzerine balıklama atlamamalıdır.   

Bir süre bu CHP’linin kim olacağını düşünüldü; parti içerisindekilerde birbirlerine kuşkuyla bakmış olmalıdır.

Bu olay medyada yer alınca; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sıcağı sıcağına katıldığı bir televizyon programında “Doğru olabilir ama ben isim vermek istemiyorum” demesi üzerine siyaset kulislerinde yeni bir tartışma başladı.

Acaba Saraya kim gitti?

Olaylar böylesine hızla gelişirken ortaya bazı isimler atıldı. Bu kez gözler yazının sahibi Rahmi Turan’a yöneldi ve haber kaynağı kendisinden soruldu. Önce isim vermek istemedi, baskılar artınca da bir başka gazetecinin ismini verdi. Olayın gerçek yüzü ortaya çıkınca; haber kaynağının kendisini yanılttığını söyleyerek özür dilemek zorunda kaldı. Buna rağmen saraya kim gitti tartışması sürüyor... 

Toplum bilimcilerine göre bazen ortaya yalan bir iddia atılır; bir süre sonra ana iddia unutulur ve onun ayrıntıları üzerinde tartışılır. Aynen bu olayla olduğu gibi…

Saraya bir muhalif siyasetçinin gitmesinin, orada yaptığı görüşmesinin suç olmadığı üzerinde durulmuyor da kim gitti neden gitti tartışılıyor!..

Garip bir çelişki...

Bu olayın hemen ertesinde kendisinin ima edildiği endişesi içerisinde olan Muharrem İnce Yalova’nın Elmalı köyünde bir basın toplantısı düzenleyerek; sözcüğün tam anlamıyla yanan ateşe benzin döktü... Oysa saraya giden ben değilim veya bir siyasetçi olarak gidebilirim bunda bir sakınca görmüyorum diyebilirdi. Saraya gittiğim konusunun yeterli belge varsa kendimi Taksim’de yakarım demesi, ardından hiç yeri yokken partisiyle bağları koparacak şekilde konuşması bana biraz garip geldi.  

 “Bu dedikoduların hepsi CHP Genel Merkezi’nde üretilmiştir. Rakiplerim değil, partideki küçük bir gurup üretmiştir. Saray komplosu deyip bu işin içinden çıkamazsınız. Bu kumpasçılar CHP’nin ayağında prangadır. CHP bu pisliği temizlemelidir” demesinin ardından CHP içerisindeki bir çeteden söz etmesi parti içerisinde ve ona gönül verenler üzerinde şaşkınlık yarattı.

Atatürk’ün kurduğu partiden bir üyenin çete sözcüğünü kullanması bir hırsın ifadesi miydi?

İnsanın yaradılışının daha öne çıkmak, bulduğunda yetinmemek gibi hasletleri vardır.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olmasının yanı sıra partisinin Genel Başkanı olmayı istemesi doğal karşılanmalıdır.  Bu tür istekler bazı insanların doğasında vardır.  Ancak istedikleri olamayınca kendi partisi içerisindeki bazı kişileri suçlaması hiçte hoş değildir.

CHP’nin yanlışları da olmuştur.; örneğin MHP’nin isteğiyle Mısır’da yaşamış, orada eğitim görmüş Ekmelettin İhsanoğlu’nu daha önce Cumhurbaşkanı adayı göstermesi yanlışlarından yalnızca bir örnektir.   Merak ettiğim böyle bir çıkışta bulunan Muharrem İnce’nin toplumun belirli kesimleri tarafından tutulan Prof. Süheyl Batum, Emine Tarhan ‘ın ve diğer bazı kişilerin pariten ayrılmasına; Eren Erdem, Hüsnü Bozkurt, Barış  Yarkadaş’ın milletvekili adayı gösterilmeyişine  tepkisi olmuş muydu?

Son cumhurbaşkanı seçiminde büyük başarı göstermesi, toplumun beğenisini kazanan İnce’nin seçim gecesi ortadan kaybolmasına kimse anlam verememiştir. CHP son yerel seçimlerdeki tutumunu o zaman gösterebilseydi sonuç ne olur du bilemeyiz.

Son seçimlerden sonra Kılıçdaroğlu ile ailecek yapılan kahvaltıda; siz Onursal Başkan bende Genel Başkan olayım sözü basında yer alması hiçte hoş karşılanmamıştı.

Bazı çevrelerin iktidara yürüyor dediği CHP’nin yerel seçim başarısından sonra rakiplerinin parti içerisinde nasıl sorunlar çıkarabilirim diye girişimlerde bulunmuş olabilecekleri de düşünülmelidir

 Deneyimli bir siyasetçi kendisinden önce partisini düşünmeli ve ona göre davranmalıdır; parti içerisinde bazılarını suçlaması da hiçte hoş değildi.  Herkesin bildiği meşhur bir söz vardır; kol kırılır yen içinde kalır. Önümüzdeki yılın ilk aylarında yapılacak CHP kongresi öncesinde partisinde bir çatlak veya sorun yaratmamalıydı. Bence yersiz çıkışıyla İnce bindiği dalı kesmiştir.

Yeri gelmişken bir Japon atasözünü sizlerle paylaşmak isterim:

“Senin değilse alma

 Doğru değilse yapma

 Gerçek değilse söyleme

 Bilmiyorsan sus.”



Bu yazı 300 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI