Bugun...



Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinin Sonu

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinin efsanevi müdürü T. Oğuz Alpözen günümüz müzeciliğine ibret olacak “Bodrum Sualtı Arkeolojisinin Sonu” isimli eserini yayınladı. Günümüz müzeciliğinin ne duruma getirildiğini gözler önüne seren, ibretle okunacak bir eser...

facebook-paylas
Güncelleme: 01-12-2019 13:21:11 Tarih: 01-12-2019 13:15

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinin Sonu

Datça Havadis: (ERDEM YÜCEL)

T. Oğuz Alpözen ile 55 yılı aşkın bir dostluğumuz var. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümünde öğrenciyken tanışmıştık. Sonra da aynı bakanlıkta görev yapmıştık.

Öğrencilik yıllarında sualtı arkeolojisine merak sardığı yıllarda Türkiye’de henüz sualtı arkeolojisinin ismi bile duyulmamıştı. Bu yöndeki ilgisini arkeolog olarak da sürdürmüş ve Türkiye’nin ilk sualtı arkeoloğu olmuştur. Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne başvurduğunda; o günlerde yalnızca bir kaleden ibaret olan  Bodrum Müzesine atanmayı istemişti. Genel Müdürlük yetkilileri herkes İstanbul ve Ankara’yı isterken sen nasıl oluyor da Bodrum’u istiyorsun diye biraz hayret etmişler, sonra da onun isteğini yerine getirmişlerdi.

Bodrum Müzesinde 1973-2005 yılları arasında müdürlük görevini sürdürürken birçok müzeciye örnek olacak çalışmalar yapmıştır. Aynı zamanda, Bodrum Müzesinin ismini Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi diye değiştirerek bir bakıma müzenin isim babası da olmuştur. Şansı yaver gitmiş, dünyaca ünlü sualtı arkeoloğu George Bass ve ekibiyle birlikte çalışma olanağını bulmuş, sualtı arkeolojisi üzerinde yoğunlaşmıştır.

T.  Oğuz Alpözen her yönüyle  Bodrum’a gönül vermiş, eşi Gülşen’i bile Bodrum’dan seçmişti. Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın “Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü” teklifine  hayır demiş ve Bodrum’da kalmıştı. Sanırım birçok müzeci bu teklife balıklama atlardı ama o hayır demeyi tercih etmişti.

T. Oğuz Alpözen anıt-müze niteliğindeki  Bodrum Kalesinde çoğu kişiye örnek olacak çalışmalar yapmıştı; Tunç Çağı, Gelidonya Serçe Limanı batıkları, dünyanın en büyük amphora sergisi, Şeytan Deresi, Uluburun  buluntuları, Yılanlı Kule, Karyalı Prenses, Zindan, Komutan Kulesi, Türk Hamamı bunların başında gelmiştir. Ayrıca İngiliz Kulesinde Orta Çağın şovalyelerinin yaşam biçimini canlandırmıştır. Bunları yaparken de canlı ve cansız mankenler kullanmış ve o dönemi yaşatmıştır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere bakanların ve devletin üst düzey yetkililerinin katıldığı on sekiz sergileme salonu açmıştır.

Kültür Bakanlığının Kazı Sempozyumlarında sunum sırası  ona gelince; o yıl yaptıklarını anlatırken adeta diğer müzecilere ders verirdi. “Müzecilik eserleri vitrine koyup korumak değildir. Müzecilik, çağdaş müzeciliğe uymalı, müzeyi halkın ilgisini çekecek, yaşayan bir müze haline getirmektir” diyerek  sunumlarını noktalardı.

Sonunda emeklilik yaşı gelip tüm yaşamını verdiği müzesinden ayrıldıktan sonra bazıları kendisini sürekli mahkemeye vererek suçlamışlar, görevliyken ve emekliliğinde de yargıda kendisini savunmakla uğraşmıştır. Ancak onu en çok üzen yıllarını verdiği, binbir güçlükle dünyanın sayılı müzeleri arasına soktuğu, bu yönde ödüller kazandırdığı müzesi, emekli olmasını fırsat bilenlerce onarım ve yeni düzenleme adı altında 2017 yılında kapatılmasıdır. Açmış olduğu, bilimsel yönden ağırlıklı sergilemelerinin çoğu ortadan kaldırıldı, yerlerine yenileri eklenemedi. Bir zamanlar yaşayan kale içerisindeki başta tavus kuşları, hatta deve kuşunun bile olduğu çeşitli  hayvanlar yok oldu.  Yeşilliğe karşı olanlar(!) ağaçları, çiçekleri kısacası yeşil ne varsa tümünü yok edip, bu alanları mıcırla, taş yürüyüş yolları ile oturma mekanlarının zeminleri ise ahşapla kaplandı. Osmanlı kameriyeli kafeterya yok edildi, onu gölgeleyen ağaçlar kesildi, orayı çevreleyen duvarlar anlamsız taşlara dönüştürüldü. Kale girişi  bile eski halinden uzaklaştırıldı.  Yok oluş bununla da kalmadı, duvardaki Kanuni Sultan Süleyman’ın resmi, hamam girişi ve içerisindeki bezemeler de yerlerinden kazınarak yok edildi.

Alpözen “Eski Testi Doktorunun Anıları” isimli kitabında kendi müzecilik yaşamını dile getirirken, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinin ne aşamalar geçirdiğini dünü ve bugünü ile yazmıştı. Son kitabı olan “Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinin Sonu” bir müzenin yok oluşunun öyküsü...

Bu yok oluşu acı bir dille anlatırken haklı olarak  yakınıyor. Bu arada kendi kendini tenkit bile ediyor; “Müzecilik yaşamımda yaptığım en büyük hatamın  şapele minare eklemek olduğunu şimdi anlıyorum” diyor. Ardından da Türklüğün sembolü olan minareyi  ay yıldızla donattığını sözlerine ekliyor. Dönem değişince kale içerisinde cami var, onu ibadete açalım diyen Bakan dahil tüm yöneticilere karşı çıkmıştı.

1 Ekim 2017’de kapanan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi 18 Mayıs 2019’da yeniden ziyarete açıldığında; dev alüminyum perdelerle gözlerden uzak tutulan  kalenin hüzün veren yüzü ortaya çıkmıştır. Onlarca ağaç kesilmiş, ortada tek bir çiçek kalmamış, kuşlar da kaleyi terk etmişti. Alpözen’in bir ömür verdiği, sulardan çıkardığı eserlerin olduğu salonlar kapatılmıştı.

Kimbilir belki bir gün gelir Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi  akıl ve bilime yatkın yöneticilerle yeniden eski, canlı ve yaşayan müzeye dönüşür.

 




Editör: Celal Ersoy

Bu haber 223 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI